Güncel Değişiklikler - Ara:

Metin Gür

Forum

Konuk Defteri

.

ÜSTBENLiKVeTOPLUMSALYASAM

ÜST BENLİK VE TOPLUMSAL YAŞAM

Metin Gür 5.08.2002

Doç. Dr. Celal Odağ, çağımızda hızla gelişen ruhsal hastalıklar üzerine başarılı çalışmalar yapan, hem Türkiye’de, hem de Almanya’da çok sayıda öğrenci yetiştiren bir bilim adamı. İzmir doğumlu olan, 1979’dan beri Almanya’nın Düsseldorf kentinde çalışan, Heinrich Heine Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde yeni açılan Psikosomatik ve Psikoterapi Kürsüsü’nün kuruluşunda önemli katkıları olan Celal Odağ, aynı zamanda 1980’de kurulan Düsseldorf Psikanaliz Enstitüsü’nün kurucuları arasında yer alıyor.

20-22 Eylül 2002 tarihleri arasında İzmir’de, Halime Odağ Psikanaliz ve Psikoterapi Vakfı tarafında düzenlenecek 4. İzmir Psikanaliz ve Psikoterapi Günleri’nde işlenecek ağırlıklı konu olarak üst benlik seçilmiş. Almanya’dan, İngiltere’den, Amerika’dan, İsrail’den, Türkiye’den çok sayıda konuşmacının ve Psikanaliz dalında ünlü Vamık Volkan’ın da konuşmacılar arasında olduğu etkinliğin Başkanı Doç. Dr. Celal Odağ. Bireysel ve toplumsal yaşamın ayrılmaz bir parçası olan konu üzerine Odağ’la görüştük, bir söyleşi yaptık.

Konuşmaya başlamadan önceki ara sohbetimizde söylediğiniz bir sözle ilk sorumu sormak istiyorum “Okuyucu kendisini bulabilmeli” dediniz. Söyleşimizin konusu da insanın çok önemli bir yanı olan üst benlik olduğuna göre, okuyucuların kendilerini böyle bir konunun içinde bulmamaları olanaklı değil. Öyleyse üst benliğin ne olduğu ile söyleşimize başlayabilir miyiz?

- İsterseniz şöyle başlayayım; üst benlik insanın kendini bulması, gelişmesi ve olgunlaşması anlamına gelir. Kendini bulması da, anlatılan şeyin içinde kendi özelliklerini görebilmesidir. Üst benlik, aslında ruhsal yapımızın zor anlaşılır bölümlerinden biridir. Birçok kimseler anladıklarını zannediyorlar; ama onlar da anlama güçlüğü çekiyorlar. Biz zaten kendisini anlamada zorlandığımız ve kendisini kolay kolay ele vermeyen bir bölüm; daha çok bilinç altında kalmış bir bölüm. Kurnaz bir bölüm. Öyle kurnaz olduğu ve bilinç altında kaldığı halde kendisini biz tanımlayabiliyoruz, görebiliyoruz ve sezebiliyoruz.

Ruhsal yapımızın bu bölümü etkisiyle kendini belli eder. Örneğin, bir adam bir şey yemiyor. Neden yemediğini kimse bilmiyor. Bir de bakıyorsunuz ki o yemiş olduğu ile çalma eğilimi düşüncesi kendisini bağlıyor. Yediği şeyle, kendisine mal etmek isteyip de yapamadığı ile, bir taraftan da suçluluk duyguları bu adamda bağlantılı oluyor. Ve bunun arkasında da belli belirsiz kendi halinde; ama etkenliğini sürdüren bir ruhsal yapıyı keşfediyorsunuz. İşte bu ruhsal yapının adına üst benlik deniyor.

İnsanın kendi kendisiyle hesaplaşması

Bu ruhsal yapı kendisini işlevleriyle, etkisiyle, emirleriyle, komutlarıyla belli ediyor. ‘Emir’, ‘Komut’ ne demek? Bu, bütün davranışlarımızda içimizden sezdiğimiz duygu gibi bir şeydir; içimizden sezdiğimiz bir eylemi yapıp yapmama biçiminde. Ya da içimizden sezdiğimiz bir sestir. Ses, genel olarak bir insan kulağında duyduğu zaman alır ruhsal hastalıklar kümesine koyarlar. Halbuki biz içimizden, örneğin akşamları yattığımız zaman gelen sesi de duyarız. Belli belirsiz bir ses bizimle hesaplaşır. Bizimle hesaplaşan bir ses duyarız. İnsan, yaşamının her döneminde, yaşlandıktan sonra biraz daha fazla bir şekilde böyle irdelemenin, böyle bir hesaplaşmanın sesini duyar. ‘Ne yaptın sen? Diyen, ‘Neden yaptın sen? Diyen, ‘Neden vaktini boş geçirdin sen?” diyen belli belirsiz bir ses!.. Bazen bu ses ortadan kaybolur; ama yerine suçluluk duygusu gelir.

Suçluluk duyguları da kendilerini yapmak istediğini yapmamakla kendilerini belli ederler; ama aslında bütün bunların arkasında ister suçluluk duygusu gibi duyun, ister belli belirsiz bir ses gibi duyun, isterseniz artmış olan bir hesaplaşma eğilimi olarak algılayın bunun arkasında bir dizge olarak var olan üst benlik yatar. Yani üst benliği bir hesaplaşma ile bağladık. İşlevsel bakımdan bir dizgiye olarak söyledik; ama günlük yaşamımızda devamlı olarak bizim peşimizde olan, bize emir ve komut veren bir dizgiye olarak da tekrar söyleyebiliriz.

- Hocam, insan yaşamının çok önemli bir parçası olan üst benlik, nasıl bir gelişme gösteriyor, insanda hangi aşamalardan geçiyor?

- Evet, insan yaşamı için çok önemli ve gerekli olan bir yapıdır; ama aynı zamanda toplumsal yaşam içinde önemi çok büyüktür. Toplum içerisinde bir düzen olamadan, bir örgütlenme olmadan, o toplumun var olması, yaşaması ve ileri gitmesi mümkün değildir. İşte bu toplum içerisindeki örgütlenmeyi ve düzeni kurma sorumluluğunu yüklenmiş olan bölümümüz üst benliğimizdir. O nedenle yalnız kendimiz için değil, aynı zamanda toplumsal yaşam içinde gerekli olan bölümlerimizden ya da dizgelerimizden bir tanesidir.

Çocuğa, toplumu temsil eden bir düzen sunuluyor

Gelişim, çok erken çocukluk yaşlarında başlıyor. Özellikle dönem dönem çocukluk; erken çocukluk dönemi. İki ile dört yaş arası özel bir bölüm var. Bu bölümde çocuklar inatçı oluyorlar; ‘Yapayım mı yapmayayım mı?’ diye ikircikli oluyorlar, başkaldırı eğilimlerini gösteriyorlar, tutturuyorlar; bir şeyi isterken ondan vazgeçmiyorlar. Bu dönem içinde yürümeyi, konuşmayı geliştiriyorlar. Çocuk bu döneme girdiği zaman motor hareketinin de etkisinde konuşması fazlalaşıyor; yürümesi yatması, kalkması gelişiyor, tokat atacakmış gibi elini kaldırdığı görülüyor. Bütün bunlar motor devrinin içinde olan hareketlerdir. Kısacası bu dönemde çocuk, Dilleniyor, hareketleniyor, ayaklanıyor. Odadan çıkıyor mutfağa giriyor; ‘Ben istediğim yere giderim’, ‘İstediğim gibi yürürüm’, ‘İstediğim yere dalarım’, ‘İstediğim eşyayı kırarım’, ‘İstediğim yere kakamı yaparım, siz bana karışamazsınız’ diyor. İşte çocuk ilk toplumsal yasaklarla burada karşılaşıyor. Anne diyor ki: ‘Sen istediğin gibi yürüyemezsin’, ‘İstediğin eşyayı kıramazsın’, ‘İstediğin zamanda odanın ortasına pisleyemezsin’. Çatışma işte böyle başlıyor.

Bu çatışmanın başladığı yerde çocuğa, toplumu temsil eden bir düzen sunularak ‘Şu saatlerde uyumak zorundasın, şu saatlerde yemek yemek , şu saatlerde şuraya gitmek ve şu saatlerde idrarını şurada yapmak zorundasın’ deniliyor. Şimdi çocuğun yapacağı iki şey var burada; başkalarının etkisi altında, inatçılığının ve başkaldırışının etkisi altında, sunulan bütün bu değerleri umursamayarak ‘Bana ne’ diyebilir, çünkü motor etkinliği fazlalaşmıştır. Umursamaz; ama bu kez de annenin azarı ile karşılaşır, annenin sevgisinin azlığı ve ilgisizliğiyle karşılaşır. İşte bu dönemde çocuklara ‘Sen kötü çocuksun; seni çöpçüye vereceğiz. Neden uslu durmuyorsun, neden zamanında istenilen yere tuvaletini yapmıyorsun, neden temizliğe dikkat etmiyorsun?’ gibi sözler söylenir. Böyle birtakım azarlamalarla, korkutmalarla, tehditlerle çocuk o düzen yasalarıyla ve ilkeleriyle daha sık karşılaşmak zorunda kalır. Çocuğun burada yapacağı ikinci ve tek çıkış yolu bunları içselleştirmesi, kendisinden geliyormuş gibi duyumsamasıdır. Bunun arkasında annesi vardır, onun arkasında ailesi vardır, onun da arkasında toplum vardır. Çocuk bunları içselleştirdiği oranda kendi içinden geliyormuş gibi yapmaya başlar. İleride annesi yanında yokken bile bir de bakarsınız ki, biri düzene karşı bir davranışta bulunduğu zaman, birden bire annesinin sesini kendi kendine söylemeye başlar ‘Neden yaptın bu işi?’ diye. Bu suçluluk duyguları biçiminde ortaya çıkar. İşte insanın üst benliğinin ilk çekirdekleri bu şekilde atılmaya başlar.

- Üst benliği etkileyen olumlu ya da olumsuz faktörler neler? Kırsal kesimde yetişmiş bir çocukla, kentte çok gelişmiş bir ortamda yetişen çocuğun üst benliği arasında ne gibi fark var?

- Burada olumlu olumsuz üst benlikten çok, dikkat edilecek üst benliğin yapısıdır. Üst benliğin yapısı ne demektir? Bu yapı şudur: Çocuk, kuralları, değerleri, yasakları içselleştirdi ve annesinin sesini içinde duyduğu şekilde kendi kendine söylemeye başladı. Bu şekilde üst benliğin iç çekirdekleri atıldı. Şimdi bu çekirdek içerisinde azarlayıcı bir bölüm, azarlayıcı bir özellik olabilir. Her attığı adımda bir azarlanma duyuyor çocuk. O zaman biz azarlayıcı bir üst benlikten söz ederiz. Ya da yasaklayıcı bir ses duyar çocuk; özerklik yolunda, özgürlük yolunda, ayaklanma, dinlenme yönünde her attığı adımda birden bire içten bir ses ‘Yasak, bunu yapamazsın’ der. O zaman burada azarlayıcı özellikler, yasaklayıcı özellikler, buna benzer bir kimsede suçlayıcı özellikler, bir kimsede de aşağılayıcı özellikler göstermeye başlar. Böylece biz, yasaklayıcı, azarlayıcı, suçlayıcı aşağılayıcı üst benlikten.konuşabiliriz. Burada yeni bir sözcük kullandım aşağılayıcı. Aşağılanmanın içinde değersizlendirme vardır. Yani bir insanın kendi kendisini değerlendirmesiyle bağlantılı olan bir işlemdir bu. Burada şunu demek istiyorum; üst benlik bizim sadece ruhsal yapımızın, yasaklayıcı, ilkelere dikkat edici suçlayıcı, cezalandırıcı bir bölümü değil, değerlendirici ya da değersizlendirici de bir bölümüdür.

Üst benliğin kendine özgü birtakım gelişmelere bağlı olarak özellikleri vardır. Burada çok önemli olan, bu özellikler arasında denge kurulabilmesidir. Örneğin, bir insan ‘Bunu yapma’ der, bunu hoşgörülü bir biçimde söyleyebilir; ‘Bu yaptığın doğru değil’ der, bunu da bir hoşgörü içinde söyleyebilir; ama bir insan azarlayıcı bir biçimde ‘Bunu yapmamalıydın’, yasaklayıcı bir biçimde ‘Bunu yapamazsın’ der ve birisi de aşağılayıcı bir biçimde bunu söylerse; bu sesi de duyabilir, o zaman da değersizlendirici bir üst benlikten söz edilir.

- Almanya’daki Türkiye kökenli çocukların üst benliği nasıl bir gelişme gösteriyor. Burada Türkiye’ye göre farklı bir ekonomik, sosyal ve kültürel yapı var. Çocuklar Almanya’da doğup büyüdüler, Alman eğitim sistemi içine girdiler; ama babalarının kişiliği, kültürü Türkiye kültürü ile oluştu. Bunun bir sonucu olarak görülen kuşaklar arası çatışma üst benliği nasıl etkiliyor?

- Yalnız çocuklar değil, erişkinler de bundan etkileniyorlar. Burada gördüğüm farklılıklar var. Alman düzeni dikkate alıyor, ilkeleri dikkate alıyor ‘Adam sende’ demediği için biz Almanla alay ediyoruz, onlara ‘ahmak’ diyoruz. Alman ‘Adam sende’ diyemiyor; çünkü bunu yapmanın yanlış bir tutum olduğunu öğrenmiş zaman içinde. Aldırmazlığı yapamıyor, biz bunu yapabiliyoruz. Ciddiyet konusunda, düzeni, kuralları, ilkeleri ciddiye alma konusunda, tartışılmayacak kadar bir mesafe var aramızda.

- Vatandaşlarımız 1960’lı yılların başında Almanya’ya ilk geldiklerinde, Türkiye’de yaşadıkları koşullar içinde oluşan üst benlikleri ile geldiler. Bu gelişin üzerinden en az 40 yıl geçti. Geçen süre içinde kendi değer ölçüleriyle, içinde yaşadıkları toplumun değer ölçüleri arasında bir birliktelik, yakınlaşma sağlanabildi mi? Bu konuda herhangi bir değişim oldu mu?

Genç kuşaklar ve değişim

- En güzel, en olumlu normal ve sağlıklı değişim vatandaşlarımız çocukken buraya gelselerdi olurdu; küçüklükten beri uyum yaparak değer ölçülerini değiştirebilirlerdi. Türkiyeliler olarak dikkat etmemiz gerekli olan şu: Bize, bizim değer ölçülerimizin değişmesi gereği, kendi değer ölçülerimizi dışlamamız gerektiği anlamına kesinlikle gelmez. Siz bunları değiştirin, diyen yok bize. Değiştirmek zorunda da değiliz. Bunu bilmiyoruz; sanıyoruz ki değişim, bizim değer ölçülerimizi, bizin kimliğimizi değiştirmemiz zorunluluğunu da birlikte getiriyor.

Normal bir gelişimdeki değişimden ben şunu anlıyorum; Değişim kendi getirdiği değerlerden, karşılaştığın değerleri bir irdelemeden geçirmek. Bu irdelemeden geçirdikten sonra, hangisi bana uyuyor, diye bakıyor. Benim zıt değerlerimle Almanın zıt değerleri nasıl karşılaşıyor. Değişim denen şey bu işte. Bu iki zıt değeri birleştirebilme, bütünleştirebilme, sentez edebilme hüneri. İki zıt değeri alıp onların ikisini birleştirip, öyle bir birleştirmek ki, ikisinden yeni yepyeni bir değer ortaya çıkabilsin. Örneğin, Almanın kendini geriye çekmesi, sınır koyması; ‘Budur doğru olanı’ diyor. Bizimle ilişki kurmak istemiyor. Bizim de açık oluşumuz, baştan beri konukseverliğimiz, başkasına yakınlık göstermemiz ve sıcaklığımız. Bunlar birbirlerini tamamlamayan değerler bölümü. Burada bütün hüner, bu iki değeri öyle birleştireceksin ki kendine yararlı olan en yenisini bulabilesin. Almanya’da bunu yapmış olan genç kuşaklarımız var. Adam Türk gibi sıcak; ama Alman gibi de sınır koyabilen bir kimse. Alman gibi akılcı; ama aynı zamanda sıcaklığını, yakınlığını üstünden tam atmamış bir kimse. Sanki bir harmanlama yapmış. Benim en fazla hayranlığımı kazandıran da bu tür değişim. Bunları da en fazla yapabilenler genç kuşaklardır.

- Ekonomik ve politik yapının üst benlikle ilişkileri ve onu nasıl etkiledikleri üzerinde durabilir miyiz?

- Ekonomi ve politika hem üst benliği etkiliyor, hem de ondan etkileniyor. Politikacılar en çok görülen ve varlıkları en çok algılanan kimseler. Bunun için genç kuşakların özelliklerinden biri, kimliklerini bulmaları için özdeşleşecekleri ideal insanlar olmaları gerekiyor. Bu insanlar sanatçılar, öğretmenler olurlar; ama günlük yaşamda sürekli dinledikleri duydukları güzel cümleler kullanan politikacılar yer alır. Politikacıların bütün dünyada üst benlik konusunda pek fazla ciddi olmadıkları; yasaklayıcı ve sağlam üst benliklerinin bulunmadığı yönünde de birçok işaretler var. Örneğin, bir süre önce Bush, hileye kaçan büyük kurumları şiddetle cezalandıracak yasaları çıkaracağını söylemişti. Bu açıklamadan bir gün sonra, kendisinin de daha kötülerini yaptığı ortaya çıktı. Türkiye’de de aynı olaylar yaşanıyor.

Kazanç hiçbir sınır tanımıyor

Ekonomiye gelince, bir kazanç kuruluşunun düzenli, verimli, iyi bir örgütlenme içerisinde olması zorunludur. Bunu yapmayan kurum batar. Bunu yapmak bir zorunluluk olduğu için kuruluş olarak orada sağlam bir üst benliğin yerleşmesi gerekiyor; ama bu kuruluş üretimle, verimlilikle kalmıyor; bunun bir kazanç amacı var. İşte burada sanıyorum ki, 21. yüzyıl insanının başına gelen felaketlerden biri, kazanç konusuyla üst benliğin bir arada olmayışı. Kazanç hiçbir sınır tanımıyor. Hiçbir kazanç duygusu, kazanç düşüncesi, kazanç zorunluluğu hiçbir yasayı, engeli tanımıyor. Bunu tanımadığı için de düzen dışı, ahlak dışı yollara başvurması olağan sayılan uygulamalardan. Özellikle silah endüstrüsünün yaptığı bunlardan bir tanesi. Yüzyılımızın başımıza getirdiği en büyük belalardan kurtulmamız gereklidir. Bu en büyük hastalıklardan biridir.

- Üst benlik hastalıkları konusunda ne dersiniz?

- Üst benliğin kendine göre bir gelişimi var. O gelişirken başka gelişim öğeleri, insanın başka kimliği de oluşuyor; cinsel kimliği, mesleksel kimliği gibi. Bunları bir taraftan etkiliyor, bir taraftan da bu kimliksel değerlerden de etkileniyor. Bu etkilenmeler süresinde her türlü dengesizlik üst benliğin yapısını bozabiliyor. Örneğin, karşıt değerleri birleştirememek. Adam hem yalanın karşısındadır, doğrucu olarak geçinir; ama kendisi yalan söyler. Karşı değerle birleştirip kendileri için en olgun olanı bulamayanlar, etik değerlerin anlamını da anlamıyorlar. Etik değerler kendileri için önemli olmaktan çıkıyor. Etik değerlerin başka insanlar içindeki önemini kavrayamıyorlar. Bozukluk yalnız hastalık şeklinde olmaz, insan davranışlarında da kendini belli eder.

Düzenle - Geçmiş - Yazdır - Güncel Değişiklikler - Ara
Sayfa en son 08/05/2006 saat 21:58 tarihinde değiştirildi