Güncel Değişiklikler - Ara:

Metin Gür

Forum

Konuk Defteri

.

NedenSuçluOldular

NEDEN SUÇLU OLDULAR?

Federal Almanya cezaevlerinde yatan ve yaşları 18-24 arasında olan 70 Türkiyeli gençle görüştüm. Bunlar bu ülkenin ceza yasalarına ve mahkemelerine göre suçlu kabul edilmiş gençlerdi. Ortalama ikişer yıldan hesap edilirse toplam yüzkır yıl hapis cezasına çarptırılmışlardı. Boşa giden ve türlü sıkıntıların doğmasına ortam hazırlayan bunca yılların suçlusu kimdi?..

Türkiyeli çocuklar, gençler arasında sigara, esrar ve sert uyuşturucu günün konusu. Uyuşturucu kullanan gençlerimizin sayısının ne kadar olduğu bilinmiyor ama işsizlik, geçim sıkıntıtsı bastırdıkça, eğitimde başarı oranı düştükçe, yabancı düşmanlığı arttıkça uyuşturucu bağımlısı sayısında artış olduğu gözle görülüyor. Görüştüğüm uyuşturucu hastası 150 gencin bu konuda anlattıkları bana önemli bir kaynak oldu.

1996 verilerine göre 18 milyon insanın sigara içtiği Almanya'da 6 milyon nikotin hastası, 2 buçuk milyon alkolik var. Federal Kriminal Dairesi'nin hesaplarına göre 275 bin sert uyuçturucu (eroin, kokain) bağımlısı bulunuyor. Yaklaşık 1 milyon 400 bin ilaç bağımlısının olduğu belirtiliyor. Sadece 1996'da uyuşturucudan ölenlerin sayısı 1712. Olayın korkunç yanı, sert uyuşturucu kullananların yaş oranının her yıl yüzde 15 küçülüyor olamsı! Almanya'da yaşamın bu hale gelmesinden kim suçlu?

Adalet mekanizmasının en üsteki sorumlusundan en alttaki memuruna kadar buna yine şu yanıtı vereceklerdir: "Gençler". Geniş bir kesim aynı görüşte birleşir. Onlara göre gençler suçludur. Kimilerine göre ise yabancı gençler daha da suçludur. Bu nedenle "ceza giymeliler" diye düşünülür. Böylece gençler, ringde kuvvetli rakibinden yumruk yiyen güçsüz boksörler gibi dövülür dururlar. Bonn kenti yakınlarındaki Siegburg Gençlik Cezaevi'nde hükümlü bir genç aynen şöyle diyordu: "Ağabey, bu benim cezaevine dördüncü girişim... Buradan kurtulmak istiyorum ama dışarıdakiler kıçıma tekmeyi vurarak yine buraya atıyorlar!.."

Bu konu üzerine bizde söylenen bir söz vardır: "Adaletin kestiği parmak acımaz." Bence parmak yanlış kesilirse acır, daha da ileriye giderek kangran olur. Almanya'da gerçeklerin üzeri kapatılıyorsa, milyonları vuran oyun salonlarının sahiplerine, uyuşturucunun her türünü satan kişilere dokunulmuyorsa, hatta devletten destek görüyorlarsa, cezaevlerinde bile eroin pazarlanıyorsa işte ozaman adaletin kestiği parmak acır ve durmadan da kanar. Konuştuğum gençlerden hiçbiri annelerinden suçlu olarak doğduklarını söylemediler. Burada şu ünlü sözün altını çizmek istiyorum: "Suçluyu kazıyınız, altından insan çıkar!"

Hasan 19 yaşında. Bir dönemlerde Dortmund kenti birinci liginde futbol oynayan gençlerden. Ailesi Türkiye'ye kesin dönüş yaptığı sırada Hasan'ı da beraber götürmek istiyorlar. O, yolculuğun daha başında bir fırsatını bularak ellerinden kaçıyor ve Dortmund'da kalıyor. Ailenin Türkiye'ye kesin dönüşü böyle olaylı başlıyor. Bu dönüş daha çok Hasan'ı etkiliyor. Parasız, işsiz ve sahipsiz kalması sonucu hırsızlık yapmaya başlıyor. Bu yaşına kadar üç kez cezaevine düştüğünü söyleyen Hasan, "Bütün polisler benim peşimde. Bir suçumu bulup cezaevine atmak istiyorlçar. Bir yerde hırsızlık olsa ilk önce benim kapımı çalıyorlar" diyor ve konuşmasını, okumaya olan özlemini dile getirerek şöyle sürdürüyor: "Olanaklarım olsaydı okur adam olurdum. Ama benim için her şey bitti. Ben yaşamdan birşey anlamıyorum!..Bugün içeri düşsem hiç umurumda değil. Geçim savaşı veriyorum."

GENÇLER UÇURUMUN KENARINDA

Hasan'ın, bir daha cezevine girmekten korkmadığını söylemesi, cezaevi koşullarını sevdiğinden değil de, işsizliğin açtığı sıkıntılara, bunalımlara direnme gücünün giderek zayıflamasının bir sonucudur. O, önemli bir olayı vurguluyor. Dışarıdaki yaşamla, ağır ve insancıl olmayan kurallara oturtulmuş cezaevi yaşamını aynı düzeyde görüyorsa, sorumluların acı acı düşünmesi gerekmiyor mu?

Bu sorun yalnız Hasan'ın değil. Federal İş ve İşçi Bulma Kurumu'nun verilerine göre, 1966'nın Ocak ve Ağustos ayları arasında kuruma başvurdukları halde bir meslek öğrenme yeri bulamayan 80 bin 970 gençten 9 bin 571'i Türkiyeli. Daha korkunç olanı, Alman Sendikalar Birliği'nin (DGB) yaptığı bir araştırmaya göre, 1995 yılı itibarıyla iş ve işçi bulma kurumlarına başvuran Türkiyeli her yüz gençten sadece 44'ü bir meslek öğrenim yeri edinme olanağına kavuşurken, aynı istemle başvuru yapan her yüz Alman gencinden 70'ine meslek öğrenme yeri bulunuyor.

En gelişmiş çağdaş sanayiye sahip olan, mesleksiz işgücünün yerini kalifiye işgücünün aldığı Avrupa gibi yerde, meslek öğrenim yeri bulamayanların daha bu yaşta üretimden koparıldıkları açıktır. Böylece her yıl binlerce genç mesleksiz, diplamasız ve işsiz olarak sokağa terkediliyor. Bu yakıcı sorunların pençesinde kıvranan gençlerin yarına nasıl çıkacaklarına, bu koşullar altında geçimlerini neyle sağlayacaklarına kim yanıt verebilir. Bu gençler yaşadıkları ortama uyum sağlamaya kalktıkları zaman, parasal olanaksızlıklar onları suç işlemeye itmeyecek mi? Örneğin, cezaevine düşmüş gençler üzerinde araştırmayı sürdürürken konuştuğum 70 gencin yüzde 82'si suç işledikleri sırada en az bir yıldır, bir kısmı ise sürekli işsiz olduklarını söylediler. Bu gençlerin yüzde 45'i hırsızlıktan, yüzde 25'i uyuşturucu madde bulundurmaktan ya da satmaktan, yüzde 5,7'si adam yaralamaktan, yüzde 2,8'i cinayetten, yüzde 2,8'i kız satmaktan ve yüzde 18,7'si ise çeşitli suçlardan gün giymişlerdi.

ALMANYA'DA CEZAEVLERİ GENÇLERİ TOPLUMA KAZANDIRMIYOR

Araştırmaya başladığım güne kadar Federal Almanya'daki cezaevleri üzerine sınırlı bilgiye sahiptim. Olayın içine girip çeşitli kentlerdeki cezaevlerini görüp, buralardaki yatan gençlerle konuştuktan sonra o "kapalı"dünyanın önemini daha iyi anladım. Dış dünyaya o kadar kapalı tutuluyor ki, bu uygulama Alman kamuoyunda, cezaevinde yatanları unutturacak ölçüde ilgisizlik yaratıyor. Böyle bir baskının amacı da bu olsa gerek. Sorumlular bunu yapmakla kamuoyunu tek yönlü bilgilendirmiş oluyorlar. Bir de bunu hükümet cezaevlerinin liberal olduğunu ileri sürüyor. Bu sadece sözden ibaret, çünkü yaşam tam tersini gösteriyor.

Federal Almanya'daki cezaevlerinde yatan tutuklu ve mahkumlar, özellikle Türkiyeli gençler ağır koşullar altında cezalarını çekiyorlar. Uygulamalar kişiliklerini bozmuş, onurlarını kırmış. Davranış bozuklukları içindeler. Sanki onların insan olduğu unutulmuş. Gençleri o hale getiren baskılı düzeni görüp yaşamadıkça, hücrede yatmanın ne demek olduğunu anlamak gerçekten zor.

Cezaevine düşmüş gençler işledikleri suça karşılık olan cezanın birkaç kat fazlasını çekiyorlar. Bunu bilen kim? Federal Almanya'da demokratik kuruluşlar, kişiler var. Dışarıda haksızlığa uğrayanlar yalnız kalmazlar. Ama cezaevindek gençler ne yapacaklar? Öyle yaşam onları kimsesizliğin ve sahipsizliğin kucağına atmış. Özgürlükleri ellerinden alınmış, kendilerini savunamaz, seslerini cezaevinden dışarıya çıkaramazlar. Cezaevindeki uygulamalar sert ve acımasız. Vereceğim örneklerde ve gençlerin anlattıklarında görüleceği gibi onlara modern metotlarla işkence yapılıyor.

Çoğu gardiyanların duyguları körlenmiş, yürekleri taş olmuş. Cezaevlerinde sürdürülen geleneksel baskı, terör onlar üzerinden gençlere uzanır. Gardiyanlar görevli oldukları sırada Allah kadar güçlüdür. Yaptıkları sır olarak kalır. İşkence ölümle sonuçlandımı, cezaevi doktoru "intihar etmiştir" raporunun altına basar imzayı. Her şey yasa adına yapılır.

Irza geçme ve adam dövme suçlarından iki yıl Bielefeld cezaevinde yatan M. Er cezaevine ilk girdiği gün başından geçen bir olayı şöyle anlatıyor:

"Cezaevinin girişinde gardiyan beni alarak bir hücrenin önüne götürdü ve demir kapısını açtı. Dışarıdan bakınca hücrenin içi bana ahır gibi geldi. Türkiye cezaevlerinde olduğu gibi on beş yirmi kişinin bir arada kaldığını sanıyordum. Bu nedenle başkalarının yanına gideceğimi düşündüğüm için kapının önünde durdum. Gardiyan, "gir içeri!" dedi. 'Burada ne yapacağım?' diye sordum. Birden kıçıma bir tekme yeyince ileriye doğru uçtum ve hücrenin ortasına boylu boyunca uzandım. O zaman ilk olarak gözümden yaş geldi... Bir hafta ağladım. Kendimi ölmüş sanıyordum!.."

Herford kenti cezaevinde yatan 22 yaşındaki H'yı babasıyla birlikte görmeye gittik. Baba, sadece 15 günde bir olan yarım saatlik görüşme hakkını kullanıyordu. İlkönce baba oğul özlem dolu duygularla birbirini kucakladı. Ardından konuşmaya başladık. Ama zamanın ne kadar kısa olduğunu o heycanla unuttuk. H., cezaevinin havasından kurtulup bize ısınmadan, biz de cezaevi ortamına alışamadan gardiyan tepemize dikilerek görüşme süresinin bittiğini söyledi. Sözümüz boğazımızda düğümlendi, yutkunduk, birbirimizin yüzüne öyle bakakaldık. Emre karşı gelemezdik. Biraz ağırdan alsak cezasını H. çekecekti. Bir görüşme yasağı alırsa hiçbir yakınıyla görüşmesine aylarca izin verilmeyecekti. H. çok üzüldü. İçi konuşuyordu ama ağzını açamıyordu. Gardiyana acı acı bakarken, gardiyan da uzun bacaklarının üzereine oturan o biçimsiz gövdesini bize doğru çevirerek, adam dövecek mahalle kabadayıları gibi hazırola geçmişti.

KÖKÜNDEN SÖKÜLEN FİDANLAR

Cezaevlerinde yatan Türkiyrli gençleri , kökünden sökülerek alınmış fidana benzetiyorum. Çoğunlukla kalabalık ailelerden gelmişler. Konuştuğum 70 gençten her birinin ortalama dört kardeşi var. Akrabalarını ve arkadaşlarını da sayarsak, cezaevi öncesi yaşantıları bunların içinde güle oynaya geçiyordu. Cezaevine düşünce birden bu çevrenin yok oluşu ve aylarca, yıllarca tek kişilik hücrelerde yaşamları onlar için bir yıkım oluyor. Ruhsal sıkıntılara düşüyor, yaşama bakışları değişiyor ve iyiyi kötüyü seçmeleri zorlaşıyor. Hele her sabah altıda, öç alırcasına kaldırılıp işe götürülmeleri ve ortalama saat ücretleri altmış yedi feniğe sekiz saat çalıştırılmaları gençleri çileden çıkarıyor. Daha buna benzer birçok baskı ve sıkıntı sonucu gençler suça neden olan eylemlerde kendilerini haklı çıkarmaya başlıyor ve çıkınca yine aynını yapacaklarını söylüyorlar. Soruşturmamda yetmiş gençten 34'ü, yani yüzde 48'i birkaç kez cezaevine girip çıktığını söyledi.

Dışarıda bilmedikleri, tanımadıkları çeşitli suçların yapılış şekillerini, cezaevi koşullarının zorlamasıyla öteki mahkum arkadaşlarından, iş ve havalandırma saatlerinde birlikte oluşlarında öğreniyorlar, deney değiş tokuşu yapıyorlar. Bu konuda yine M.Er'in anlattıklarında ilginç olan bir bölümü buraya alıyorum: "Kaldığım cezaevinde bazı arkadaşlar akıl hastası oldu. Benim cezaevi yaşantımı rahat atlatmama esrar yardımcı oldu. Gramını 40 marktan alır içerdik. Kaldığım bölümün gardiyanı bana bir mahkumu göstererek, 'buna elini cebinden çıkar desem elinden esrar düşer. Biz de biliyoruz kimin içtiğini. Ama rahat durmaları ve sakinleşmeleri için müsaade ediyoruz' demişti." Bu içler acısı olayı gençlerle yaptığım söyleşilerde de yaşamıştım. Kimi gençler görüşme yerlerine sarhoş geliyordu. Uykusuzluktan , yeterli gıda almamaktan ve uyuşturucu kullanmaktan limon gibi sarardıkları görülüyordu. Bunun üzerine yaptığım soruşturma sonucu şuydu: Yetmiş gençten 41'nin, yüzde 58'inin esrarı ilk kez cezaevinde içtiği ortaya çıkıyordu.

Almanya'da cezaevinde yaşamak o kadar zor ki.

Düzenle - Geçmiş - Yazdır - Güncel Değişiklikler - Ara
Sayfa en son 01/01/2008 saat 21:09 tarihinde değiştirildi