Güncel Değişiklikler - Ara:

Metin Gür

Forum

Konuk Defteri

.

SütüKüstürmek

SÜTÜ KÜSTÜRMEK

Almanya'da Anadolu Kadınları

ÖNSÖZ


Almanya’da serpilip gelişen Türkiye kökenlilerin ilk ataları epey yazıldı ama, analarına çok az değinildi. “Almanya’ya giden işçi” denildi mi akla hep güçlü kuvvetli, taşı sıksa suyunu çıkarır yirmi dört, yirmi beş yaşlarında askerliğini yapmış delikanlılar gelirdi. Gelenek ve törelerin daha çok geçerli olduğu Anadolu’dan on beşine, on altısına yeni girmiş kızların yaşlarını büyüterek, on sekiz yaşında olduklarını resmi belgeyle kanıtlayıp Almanya’ya işçi olarak gidişleri genel olarak dikkati çekmiyordu.

1968’den beri Almanya’da yaşayan biri olarak bu alanda bir boşluk olduğu zaman zaman aklımdan geçiyordu. Yazılmadı, yazamadık... Yazıldıysa da sadece kadınların bir anne olduğu gerçeği ağır bastı; onların Almanya’ya ucuz işgücü olarak ihraç edilişleri, ağır işlerde akort sistemiyle sağlıksız koşullarda çalışmaları, kadın olarak toplu halde yaşadıkları yurtlarda tedirgin edilişleri görülemedi. Duygularıyla yaşamak isteyenler dillere düştü, Almanya’ya yolculuk başlarken çevre ve aileden aldığı “Temiz kal, kendini koru, başımızı önümüze eğdirme” öğüdüne bağlı kalmaya çalışanlar yaşamsal kurallara kafa tutarak kendilerini kadın yurtlarına kapattılar; tatil tanımadılar, dinlenmek bilmediler, haftanın tüm günü tezgâhlarının başında oldular. İçlerinde beş yıl toprağa ayak basmayanlar çıktı!.. 1965’te Almanya’daki işçileri görmeye giden Bülent Ecevit, gördüklerinden, duyduklarından o kadar etkilenir ki dönüşünde şu şiiri yazar: “Her sabah yabanda uyanır/Her gece yurdunda uyurdu/Öylesine yakın yurduna/Öylesine uzakta yurdu!../Uzakta bir ocaktır/Yanar yüreğinde memleketi/Ellere verir çaresiz/Ellerindeki bereketi!../Yurda mı yabancı/Yabanda mı bilemez/O bir konuk her yerde/O bir özlem bir acı...”

Onlar genç ve dinamiktiler. Birçokları karşılaştıkları sorunlarla tüm enerjilerini kullanarak başa çıkmaya çalışıyorlardı. O koşullar altında kendilerinden verdikleri çoktu. Geri kalmış bir ülkeden, gelişmiş bir ülkeye gelişin, ekonomik ve kültürel alanda dengesizliğini yaşıyorlardı. “Gemisini kurtaran kaptan!” deyiminin etkisiyle çok kazandıklarını sanarak, çok çalışıp az alıyorlardı, az aldıkça çok çalışıyorlardı!.. Aradan yıllar geçince yaşları ilerledi, enerjileri tükenmeye yüz tuttu, birikmiş Acılı Ekmek’in acısı bir bir dışa vurmaya başladı.

Elinizdeki yapıt, kadınlarımızın bitmek bilmeyen bu uzun yolculuğunun belgesel bir öyküsü. Acılı Ekmek’in peşinde bir ömür tüketenlerin kendi dillerinden özlemlerini, duygularını, dirençlerini, sevgilerini, el kapılarında yaşanan sıkıntılarını yansıtıyor. Onlarla birebir görüştük, birçoğu ile birkaç kez, dertleştik. Bu görüşmeler yaygın bir biçimde, Almanya’nın Münih, Nürnberg, Frankfurt, Düsseldorf, Köln, Duisburg, Solingen , Wuppertal, Bielefeld, Hamburg ve Berlin kentlerinde sürdürüldü. Onları hem dinledim, hem duygulandım hem de yazılmayanları yazdım. Konuştuğum kadınların, kızların içinde gerçek adlarını açıklamakta sakınca gördüğüm için takma ad kullanarak bunu (*) yıldız işaretiyle belirttim.

Yapıt üç bölümden oluşuyor. Giriş bölümünde, 30 Ekim 1961’de Türkiye ile Federal Almanya arasında imzalanan İşgücü Anlaşması ile başlayan işçi sevkıyatında evli kadınların ve on sekiz yaşına girmemiş bekâr kızların tek başlarına Avrupa’ya işçi olarak gidişleri ele alınarak değerlendiriliyor. Töresel değerlerin; yaşam biçimlerinin, görenek ve geleneklerin bu gidişi engellemeye gücü yetmediği, bu bağlamda Türkiye’deki sistemin bir değişim süreci içine girdiği vurgulanıyor. Yıllara göre, Almanya’ya yollanan kadın işçilerin sayısı da bu bölümde yer alıyor. Dortmund yakınlarında bir madenci kasabası olan Bergkamın’a ilk gidenlerden anıların yer aldığı bu bölümde, Avrupa’da ucuz işgücü olan kadın çalışanların üzerinde duruluyor, bunlar arasında işsizliğin de yüksek oluşunun altı çiziliyor. İki kültür arasında kültürsüz kalan binlerce gencin zor durumda olduğu Almanya’da zenginin daha zengin, yoksulun daha yoksul olduğu bir sürecin yaşandığı belirtiliyor.

“Onlar Kendilerini Anlatıyor” başlığı altındaki ikinci bölümde, Almanya’ya ilk giden kadın işçilerin yaşam öyküleri ve söyleşiler yer alıyor. Tek tek irdelenen yaşam öykülerinde çocukluk dönemleri, köy ya da kentteki ailelerin sosyal ve ekonomik yapısı, Almanya’ya işçi olarak gidişi tetikleyen faktörler üzerinde yoğunlukla duruluyor. İlk adım İş ve İşçi Bulma Kurumu ile atılan, İstanbul Sirkesi Garı’ndan ya da havaalanından başlayan Almanya’ya yolculuğun, anlatanın aklına gelen bütün yönleri, acı ve tatlı anıları işleniyor; kimi söyleşilerde mektuplar, kurumdan gelen davet mektupları, kadın işçi yurtlarına giriş kimliği, grup fotoğrafları belge olarak kullanılıyor. Bu bölümde yer alan bazı konu başlıkları şöyle: “Satılık kadın işçi pazarı”, “İstasyonda yalınız kalınca kaçıracaklar korkusu”, “Görülmüştür damgasıyla başlayan bir uzun yolculuk”, “Evde tuvalete sıkışınca dışarıda tuvalet arıyorlar”, “Bir sene toprağa hiç ayak basmadım!”, “Kumaşlarla, elbiselerle konuşuyordum...”, “Zahide Beyhan’ın yaşam öyküsü”, “İki bayan 54 odaya bakıyorduk”, “Allah onlara din nasip etsin!”, “Müşteriye önce kadın gibi konuşuyor, sonra erkek gibi!”, “Hanımlara karşı açlık var.”

“Analardan kızlara bir ince yol gider” başlığı altındaki üçüncü bölümde, Almanya’da ikinci kuşak kızlarımızla yapılan söyleşileri bulacaksınız. Annelerin çektiği sıkıntı, aile içindeki yeri sadece kendileriyle sınırlı kalmıyor, kızlarda benzeri sıkıntıları, sorunları yaşıyorlar. Kimileri kader deyip boynunu eğiyor, kimileri tepki gösterip evden kaçıyor, sokaklara düşüyor. Arzu evden kaçtığı günü şöyle anlatıyor: “..........Cebimde sadece elli fenik vardı. Sigaram bile yoktu. Yerden izmaritleri toplayıp içiyordum. Koşarak evimizin bir kilometre uzağında olan alış veriş merkezine gittim. Orada sığınacak bir tanıdık aradım. Kimse yoktu. Caddede yürürken bir araba korna çaldı. Bakıp gülümsedim. Birini bulmaya mecburdum. Genç beni arabasına aldı, Türk’tü. Birlikte yemeğe gittik. Bir gün yardım etti. Gece arabasında yattım. Dostuyla kaldığı için eve götüremedi. İkinci gün beni sattı!” ......Nelda’da bir başkası. Güzel bir kız. Yine de çoğu zaman kendini beğenmiyor, çok çirkin olduğunu düşünüyor; bir hal oluyor, ağlıyor ama, neye ağladığını bilmiyor. Sinirlenince bazen duvarları yumrukluyor. Cam bardakları duvara çarpınca rahatladığını söylüyor. Kendi kendini, küçük yaştan beri mi beğenmediğini sorduğumda “Hayır, tecavüze uğradıktan sonra oldu!” diyor ve anlatıyor..... Almanya doğumlu olan Sevda, Sosyal Pedagog. Sıkıntılı bir aileden geliyor. Evlenmeye karşı ayak dirediğini belirtiyor, diyor ki: “Evlenince akrabalık ilişkileri oluyor. Benim akrabalık ilişkilerim hasta! Yakınlarımda ve çevremde sağlıklı bir evlilik görmedim. Her şey duygusal baskı üzerine kuruluyor. Nasıl anlatayım, bilemiyorum. Nefretle sevgi arasında, ortası yok. Çocuk istersem evlenmek zorunda kalacağım. Başka türlüsünü, nikâhsız yaşamayı ailem kabul etmez!..”

Sütü Küstürmek, uzunca bir çalışma döneminin ve birikimin ürünü. Çok insanın emeği geçti, desteği oldu. Hiçbir kurumdan parasal destek almayan böyle bir çalışma, birçok insanın ve özellikle o dönemi yaşayan kadınların desteğiyle gün ışığına çıkma olanağına kavuştu.Yapıtı okurken onların önemli bir bölümüyle karşılaşacaksınız. Geçmişi bugüne taşımakta karınca kararınca omuz verenlerin adlarını burada anmadan geçemeyeceğim: Demokratik İşçi Dernekleri Federasyonu (DİDF) Genel Başkanı Hüseyin Avgan’a, Alman Türk Dostluk Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Ali Kılıç’a, Nürnberg DİDF üyesi Dostluk ve Dayanışma Derneği’nden Mehmet Candemir’e, Maksude Candemir’e, Doğan Ünal’a ve Naciye Uğurlu’ya, Münih’ten Gazeteci Celâl Özcan’a, Gazeteci İrfan Sezer’e, Berlin’den Gazeteci Ali Yıldırım’a, Düsseldorf’tan Doç. Dr. Psikoterapist - Psikonalist Celal Odağ’a, yine Düsseldorf’tan Muzaffer Güreç’e, Hava Maskar’a, Hamburg’dan Hasan ve Fatoş çiftine, Berlin’den Hüseyin Korkmaz’a, Duisburg’dan Dilek Asar’a, Şair Nevzat Yalçın’a, İstanbul’dan Bedia Oğuz’a, Münih’ten Nuran Uğureli’ne (Özçağlayan), Cemhan’a ve söyleşi yaptığım vefakâr kadınlara, kızlara acısız bir dünyada yaşamaları dileğiyle en içten sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.

Metin Gür
5 Ağustos 2004
Almanya / Wuppertal
 
Düzenle - Geçmiş - Yazdır - Güncel Değişiklikler - Ara
Sayfa en son 08/05/2006 saat 23:10 tarihinde değiştirildi